Prof. Dr. Nihal Saban İle Söyleşi

Prof. Dr. Nihal Saban İle Söyleşi


nihal sabanMÜHAK Söyleşilerinde konuğumuz değerli vergi hukukçusu Marmara Üniversitesi Mali Hukuk Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nihal SABAN.

1-  Türkiye’de mükellef haklarının mevcut düzeyi ile ilgili nasıl bir değerlendirme yaparsınız? Mükellef haklarının ülkemizde arzulanan seviyede bulunmadığı kanısında iseniz, bunun tarihsel ve sosyal nedenleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Mükellef hakları, kavramsallaştırma ve söyleme dönüşme anlamında yeni olmakla birlikte içerikte değil. Çünkü anayasa ve vergi kanunlarında çeşitli hak alanları yer almaktadır. Ülkemizde pozitif hukukun çerçevelediği hakların, idare ve yükümlüler açısından hayata geçirilmesinde, mükellef haklarının olması gereken düzeyde olmadığını düşünüyorum. Geleneksel ve otoriter idare anlayışı, vergi aynasına da yansır. Çünkü vergi tartışması, özgürlük tartışmasıdır, 1215 Magna Carta Libertatum ve 1789 İnsan Hakları Bildirgesi, insanların eylemli olarak, ihtilal ve isyanlarla, canlarını ve mallarını koruma mücadelelerinin sonucundur ve çağdaş anayasalardaki vergi maddelerinin dayanağıdır. Zaman bazı şeyleri değiştiriyor, günümüzde Amerikadaki  Wall Street eylemleri, Avrupa Birliği ülkelerinde krize karşı alınan vergi önlemlerine karşı yükselen ciddi muhalefeti önemsemek gerekiyor. Ülkemizde, zaman zaman benzeri eylemler olsa da vergi mükelleflerinin şimdilik hak tartışmasını yaptığı yegane yer mahkeme olma özelliğini koruyor.

2-  Yakın gelecekte, mükellef haklarının Anayasa’da veya Vergi Usul Kanunu başta olmak üzere diğer kanunlarda yerini bulacağını, buradaki düzenlemelerin yaşama olumlu şekilde yansıyacağını düşünüyor musunuz?

Mükellef hakları, insan haklarının somut bir alanı olarak gelişmektedir. Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi eksenlidir o nedenle  Anayasa ve Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenmesi, pozitif hukuk anlamında bir kazanım olarak önemli olabilir ama önemli olan ne yazılacağıdır. Uzunca bir zamandır çıkan yasalara baktığımızda, bir yasa fetişizmi yaşandığını düşünmemek elde değil. Bu herşeyin yasa, yasanın da hukuk olduğu yanılgısından geçiyor. Önemli olan hukuk devleti algısıdır ve bunun da ülkemizde nasıl çarpık bir algı olduğunu hergün yaşayarak görüyoruz.

3-  Ülkemizde mükellef haklarına ilişkin düzenleme ve uygulamaların önümüzdeki dönemde liberalleşeceğini mi, yoksa sosyalleşeceğini mi öngörüyorsunuz? Bu tercihte kamuoyuna mesajlarınız neler olur?

Bu aslında dünyadaki mükellef hakları hareketlerine bağlı bir gelişme olacaktır. Biz pek çok şeyi  geç kalmışlık halinde, geç modernite, geç bireyselleşme, yaşayan bir toplumuz. Örneğin mükellef hakları dernekleri, Avrupa, Amerika hatta Dünya örgütlenmesi biçiminde iken, bizde; sizin tarafınızdan hayata geçirildi. Geç kalmışlıklar, hızlı biçimde giderilmeye çalışılıyor bunun da ceşitli zorlukları var. Dünyada mükellef hakları hareketleri ne istiyor? Mükelleflerin korunması ve hükümetlerin sürekli biçimde artan vergi taleplerinin karşısında durmak. Bunların yapılabilirliği, taleplerin ortak bir sese dönüşmesi, vergi ödeyenler  olarak ortak payda ya da kimlik yaratarak  görünmek ve devlet ya da hükümetler tarafından tanınmak  istiyorlar.  Sürekli ve aralıkları gittikçe kısalan biçimde yaşanan ekonomik krizler ve krizlerin yükünü kimin taşıyacağı sorusu ve cevabı, Dünyadaki mükellef hakları hareketinin belirleyecisi olacak  ve bu ancak sosyalleşmeyle olabilir ki ardından mükellef hakları kültürüne dönüşmesini umut edebilelim.

4-  En sık ihlal edildiğini düşündüğünüz mükellef haklarıyla ilgili bazı çözüm önerilerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Küreselleşme iki sütun üzerinde yükseliyor:  serbest piyasa ekonomisi ve insan hakları.  Avrupa örneği, serbest piyasa ekonomisinin her koşulda insan haklarını ihlal ettiğinin somut göstergesidir. Serbest piyasayı Avrupa Birliği, insan haklarını Avrupa Konseyi temsil eder. Böylesi bir yaklaşımla, mükellef hakları ihlaleri, piyasanın en büyük aktörü devletten gelir ki bu doğrudan ya da dolaylı olur.

Doğrudan ihlaller, birey olarak vergi mükellefine yönelir, somut örneği vergi incelemeleridir. Vergi ile ilgilenen hukuk felsefecileri, devletin silahlı kuvvetlerden sonra en önemli gücünün vergi incelemesi olduğunu söylerler. Silah yoktur ancak inceleme elemanının size gösterilmek üzere yöneltilmiş kimliği vardır. Bu konuda hak ihlallerinin çok fazla olduğu bilinen bir gerçek. İnceleme için kimin, niçin seçildiği soruları ile başlıyor ve başlangıç sorularına bağlı cezalar ile bitiyor. Bu süreçteki en önemli problem, mükellefin söylediklerinin bir değerinin olmaması, bir tür değersizleştirme. Bunun sonucu kurulan ilişkiler, vergi idaresine güven-güvensizlik ekseninde gidip geliyor.

Dolaylı ihlaller ise toplumsal vergi mükellefiyetine yönelmiştir. Birkaç örnek vereyim:

1) Vergi afları:Vergi mükellefi lehine olan bir affın nasıl vergi mükellefinin hak ihlali olduğunu düşündüğümü sorabilir siniz? Cumhuriyetten bu yana ortalama 2-3 yılda bir vergi affı çıkıyor. Niçin?  Çünkü vergi yükü yüksek. Vergi yükümlüsü, vergisini ödemiyor-sivil itaatsizlik, hükümetler seçim öncesi ya da sonrası af çıkarıyor. Vergide adalet duygusunu yok eden inanılmaz bir kısır döngü. Gerçek geliri vergilendirecek, vergi oranlarının makul düzeye çekileceği bir sistem oluşturularak, adalet duygusunun onarılması gerekiyor.

2) Kayıt dışı ekonomi: Bu bir hükümet tercihi, açıkça siyasi ve ekonomik tercih.

3) Tarhiyat öncesi uzlaşma: Vergi mükellefleri lehine görünmekle birlikte, hiçbir zaman şeffaf olmayan bu kurum, coğu zaman uzlaşılan vergilerin kaybında, vergi mükelleflerine tekrar vergi olarak dönmektedir. Anayasaya çok açık aykırı bir kurum olarak varlığını sürdürmektedir.

5-  Gelir İdaresinin mükellefleri yeterince bilgilendirdiğini düşünür müsünüz? Bu konuda ilerlenebilmesi için tavsiyeleriniz ne olabilir?

Gelir İdaresinin bu konuda ciddi bir çaba içinde olduğunu görmek gerekiyor. Tüm mükelleflere eşit mesafedeki bir vergi idaresi çabası olarak gördüğüm Mükellef Hakları Bildirgesi, ne yazık ki içeriği hayata geçirilmeyen, Gelir İdaresinin kendini dahi bağlamayan adeta su üzerine yazılmış bir yazı olarak kaldığı gibi yargı da hiç dikkate almadı.

Güncellenen bir web sayfası (bu olmazsa olmaz demek gerekli), Vergi İletişim Merkezi, Mükellef Hizmetleri Merkezi, çeşitli yayınları önemsediğimi söylemeliyim.

Merkezi olarak yapılanlar önemli ama  asıl olan mükellefin muhatap olduğu birimlerdeki, mükellefin sorularını cevaplayacak, sorununu çözecek, nitelikli insan gücü, bunun için daha fazla çalışmaya ihtiyaç var diye düşünüyorum.

6-  Vergi tabanının genişletilmesi, daha çok sayıda kişinin yıllık gelir vergisi beyannamesi vermesi, kayıtdışılığın azaltılması konularındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Birincil problemimiz kayıtdışılık. Kayıtdışı ekonomi, demokratik, şeffaf ve hesap verilebilirliğin olmadiği karanlık bir alandır, demokrasinin önündeki en önemli engellerden biri olduğunu görmek gerekiyor. OECD raporlarında bile bu konuda Türkiye’ye yer veriliyorsa, hükümetinde bildiğini düşünürüz o halde siyaseten görmezden gelmenin, yok saymanın, üzerinde düşünmek gerekli.

Kayıtdışılığın, demokratik ülkelerde olduğu düzeye çekilmek zorunda olmasının temel nedenlerinden biri de, çok açık biçimde haksız rekabet yaratıyor olmasıdır. Küresel ekonominin aktörleri, böylesi büyük kayıtdışılığa evet demiyor.

Vergi tabanını genişletilmesi bir kesim üzerinde piramitleşen vergi yükünü azaltacaktır.

Yazı yazmayı sevmeyen bir toplum olarak, çok sayıda kişinin yıllık gelir vergisi beyannamesi vermesi, özel bir çaba ile gerçekleşebilir.

7-  Vergi denetim birimlerinin birleştirilmesi suretiyle kurulan Vergi Denetim Kurulu’nın müstakbel etkinlik ve fonksiyonuna ilişkin görüşleriniz nelerdir? Sizce bu yıl alınması planlanan 1.500 yeni vergi müfettişi yardımcısının katılımı ile vergi denetimi hedeflenen düzeye ulaşır mı?

Öncelikle iki konu:

1)Vergi Denetim Kurulu, 646 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kuruldu. Bu kadar önemli bir yapı niçin KHK ile kuruldu diye düşünürken birden Maliye Bakanlığı’nın varlığını hala bir KHK ile sürdürdüğünü hatırlarız. Bu herhalde bir iktidar alanı algısı.

2)Vergi Denetim Kurulu Yönetmeliği Madde 14, vergi müfettiş yardımcılığı  giriş sınavı konuları başlığı altında “vergi hukuku” yoktur. Vergi teorisi ve Türk Vergi Sistemi konu başlıkları yer alır. Bu bize hemen daha başlangıçta, birinci basamakta; Maliye Bakanlığı’nın, vergi hukuku ile vergi teorisi ve Türk Vergi Sistemi arasındaki ayrımı yeterince görmediğini gösterir. Dünyanın sözleşmeler cennetine dönüştüğü bir süreçte, okumaların vergi hukuku ile yapılması gerektiğini görmenin zamanıdır.

Asıl sorunuza gelince; vergi denetim birimlerinin birleştirilmesi, benim önceden beri savunduğum bir görüştür ( SABAN, TESEV, Vergi Yargısının Etkinliği, 1999, sayfa 41-45) ancak bu birleştirme ile yapılan dönüştürme, demokratik bir yaklaşım içermemektedir. Farklı grupların tepkilerini basından birlikte izledik. Demokrasilerde, kurumlar taşıyıcı kolonlardır ve onların yapılandırılmaları ve konumlandırılmaları ne kadar demokratikse, demokrasiye o kadar yakın oldukları varsayılır. Bu konu ilgililerle tartışılarak, bir çözüm üretilebilirdi.

Varolan kadrolar zaten yeterince dolu değildi, olanlarında boşaldığını ya da uzak olmayan bir gelecekte boşalacağını biliyoruz. O halde bir dönem sıkıntılı, eski, yeni çatışması ile geçecek diye düşünebiliriz.  1.500 yeni vergi müfettişinin alınacak olması önemli ancak yetişmelerinin zaman alacağını ve aslında bir seferberlik gerektiğini biliyoruz. Kurumsal ilişkilerin, barışçıl yaklaşımlarla var edilmesinin önemine inanan birisi olarak; belki, eski kadroların çağırılıp, yeni kadrolara eğitim vermeleri gibi bir yaklaşım oluşturulabilir ki bu aynı zamanda kırgınlıkların da önüne geçebilir.

8- 31 Ekim 2011 Tarihli Resmi Gazetede yayınlanan ve vergi denetimini standartlarını yükseltmeyi hedefleyen Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ve Rapor Değerlendirme Komisyonlarının Oluşturulması İle Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik hakkında mükellef hakları penceresinden neler söylemek istersiniz?

Bu iki düzenlemeyi, mükellef hakları açısından, bir yönetmeliğin güvencesi biçiminde değerlendirmek doğru olacaktır çünkü yarın sabah uyandığımızda Maliye Bakanlığı bu yönetmelikleri değiştirmiş olabilir. Maliye Bakanlığı mükellefe; zaman zaman yaklaşan zaman zaman da uzaklaşan bir ruh hali içindedir ancak böyle olmasına rağmen yaklaşım olarak önemsediğimi belirtmeliyim.

Vergi incelemelerinde uyulacak esaslara baktığımızda;vergi incelemesi yapanlarla ilgili bir güvence yoktur. Geçmiş dönemlerden bildiğimiz, istenilmeyen incelemelerde, inceleme elemanlarının görevden alınması,  görevden alınamayacakları açıklamaları ya da yazılan raporların akibetlerinin Bakan’a bağlı olduğu süreçlerin sona ereceğini ummak istiyoruz.

Vergi Usul Kanunu 140 ıncı maddede düzenlenen ve Yönetmelikte de 18 inci maddede yer alan Raporların mevzuata uygun olması cok ilginçtir. Kanun yazım tekniği açısından baktığımızda, sanki birisinin aldığı notlar yasaya dönüştürülmüş izlenimi veriyor; vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere, bunların kanuna yazılmasına ya da bu biçimde ifade edilmesine gerek yoktur.

Diğer önemli konu, VUK 140, 5’de, vergi incelemesi yapanların vergi kanunlarıyla ilgili kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülere aykırı vergi inceleme raporu düzenleyemeyeceklerini, bu düzenlemelerin vergi kanunlarına aykırı olduğunu kanaatine varırlarsa bu hususu bağlı oldukları birimler aracılığıyla Gelir İdaresi Başkanlığına düzenleyecekleri bir rapor ile bildirecekleri düzenlenmiştir.  Bunu, herhalde şöyle anlamamız gerekiyor:  Vergi mükellefleri, yasanın yorumunun yapıldığı kararname, tüzük, yönetmelik, genel tebliğ ve sirkülerde yer almayan ancak Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi veya Anayasa Mahkemesi, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ya da Danıştay ve Yargıtay kararlarında yer alan görüşlerin konusunda vergi müfettişini ikna edecek ki o da Gelir İdaresi Başkanlığına rapor yazsın ya da ikna edemeyecek o zaman vergi mükellefinin bu konudaki savunması veya delilleri kabul edilmeyecektir. Ayrı bir sorun, Gelir İdaresi Başkanlığı’nı kim ikna edecektir? Bu düzenlemenin Anayasanın pek çok hükmüne aykırı olmasının yanında mükellef hakları açısından açık ve yakın bir tehlike olduğunu düşünüyorum. Maliye Bakanlığının hukuk algısını göstermesi açısından üzücüdür.

Sayın Saban, bu yararlı ve keyifli söyleşi için çok teşekkür ederiz.

Nihal Saban’ın kısa özgeçmişi için: Nihal Saban CV


Yazar Hakkında

“VERGİ MÜKELLEFİNİN HAKLARINI KORUMA DERNEĞİ” (“MÜHAK”), 2010 yılında kuruldu. Derneğimizin öncelikli amacı Türkiye’de Mükellef Hakları farkındalığı yaratmak, bu konudaki gelişime destek vermektir. Vergi adaletinin sağlanmasında Mükellef Hakları anahtar öneme sahiptir. Bu alanda sağlanacak her bir ilerleme çağdaş hukuk devletine doğru atılmış önemli bir adım olacaktır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.