Vergi Mükellefinin Haklarını Koruma Derneği

“Çağdaş Anayasa” Hazırlık Sürecinde Vergi Ödevinin Yeniden Tasarlanması

“Çağdaş Anayasa” Hazırlık Sürecinde Vergi Ödevinin Yeniden Tasarlanması

9 May, 2012

Giriş

Anayasanın önemli maddelerinden biri olarak değerlendirilmesi gereken, “çağdaş sosyal devlette gelir ve servet eşitsizliklerini azaltmada en önemli rolü oynayan vergi politikasına” ilişkin olarak, 2007’de bir Bilim Kurulu tarafından hazırlanan Anayasa Taslağı  (Taslak) ile tartışmalar başlamıştır. Bu çalışmanın amacı, Taslak’ta yer alan önerilerin irdelenmesi ve yeni Anayasa’da, “vergi” ile ilgili yapılması gerekli düzenlemelere ilişkin öneriler sunulmak suretiyle, tartışmaları vergi akademyasına da taşımaktır.

Makalede, yeni anayasa çalışmaları için kamuoyunda kullanılan “sivil anayasa” terimi yerine, “çağdaş anayasa” terimi kullanılacaktır. Çünkü, karşılaştırmalı Anayasa Hukuku ve öğretisinde yeri olmayan “sivil anayasa” söylemindeki “sivil” sıfatının sözcük anlamı, “medenî”, “uygar (çağdaş)”, “yurttaşlıkla ilgili” iken, bizde, sivil-asker ayrımından hareketle, “askeri olmayan”, yani “üniforma (tekbiçim-li) giymeyen” anlamını taşımaktadır. Oysa, artık “asker-darbe-sivil” kelimelerinin kullanılmadığı, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde hazırlanmış, hukuka saygılı, temel hak ve özgürlükleri koruyan “çağdaş anayasa” kavramı kullanılmalıdır.

1. 1982 Anayasası ve 2007 Anayasa Taslağı’nda Vergi Ödevi

1982 Anayasası’nın “Siyasal Hak ve Ödevler”  bölümünde “Vergi Ödevi” başlıklı 73.madde düzenlemesi şöyledir:

Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir”.

“Vergi ödevi”, Taslak’ta, Anayasa’nın  “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlıklı “Üçüncü Bölümü’nde”, 41.maddede yer almaktadır. Bu düzenlemeye göre;

Madde 41- (1) Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre

vergi ödemekle  yükümlüdür.

(2) Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.  (3) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.    (4) Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna; mahallî idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için ise ilgili mahallî idarenin seçimle oluşan karar organına verilebilir”. 

1.1.  Vergilendirme İlkeleri

1.1.1. Yasallık İlkesi

Anayasa’nın 73.maddesinin 3.bendinde yer alan ; “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” düzenlemesi, vergide yasallık ilkesini ifade etmektedir.

Yasallık ilkesi, bir verginin yasa ile konulmuş olması demektir. Anayasa Mahkemesi’ne göre bir verginin yasa ile konulmuş sayılması için konu, matrah, oran, tarh, tahakkuk, zamanaşımı gibi verginin kurucu öğelerinin belirlenmiş olması gerekir. Bu kurucu unsurları içermeyen bir düzenleme, biçimsel anlamda vergi yasası adını taşısa bile maddi anlamda bir vergi yasası olarak nitelendirilmeyecektir.

 Anayasa 73/4.bentte ise,  “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir” hükmüne yer verilerek, yasallık ilkesine istisna getirilmiştir.

Buna göre Bakanlar Kurulu’nun sahip olduğu yetki, istisna bir yetki devridir ve verginin belli sayıdaki temel (ana) öğeleri üzerindedir. Sözkonusu maddeye göre Bakanlar Kurulu sadece, vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisini haizdir. Bakanlar Kurulu’na verilen yetki acaba “temsilsiz vergi olmaz ilkesi” ile çelişir mi diye düşündüğümüzde kuramsal olarak, yetki devrinin sınırlarının anayasa tarafından açık bir biçimde çizilmiş olması nedeniyle ve Bakanlar Kurulu’nun bu yetki devrini anayasal sınırlar içinde kullanması şartıyla, bir çelişki olduğundan sözedilemez.

1.1.2. Vergide Eşitliğin Mali Güç İle Okunması

Anayasa 73,1 “herkesin mali gücüne vergi ödemesi gerekliliği”ni hükme bağlamıştır. Başlıca gelir, servet ve harcama olgularına göre ölçülen ve vergiyi ödeyebilme gücü olarak tanımlanan mali güç, hukuki eşitliğin vergilendirme alanında görünümü olan ve vergilendirmede adaleti ölçmeye yarayan vergilendirmede eşitlik ilkesine ilişkin bir vergilendirme ölçütüdür.

1.2.  Mahalli İdarelere Verilen Yetkinin Değerlendirilmesi

1.2.1.  Mahalli İdarelerin Organları ve Gelirleri

Anayasa’da mahalli idareler, il özel idaresi, belediye ve köy olarak belirtilmiş olup,  mahalli idarelerin mali özerkliği konusunda, “…Bu idarelere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır” hükmünü (m.127/6) getirmiştir. Bu hüküm, 1961 Anayasası’nda da (m116/4) aynen yer alıyordu. Ancak her iki anayasa da bu gelirlerin hangi kaynaklardan ve nasıl sağlanacağı ve güvence altına alınacağını belirtmemişti.

Anayasa’da bu hüküm dışında yerel idarelerin mali özerkliğine ilişkin başka bir hüküm yer almamıştır ve yerel idarelerin vergilendirme yetkisi daha sonra yayınlanan İl Özel İdaresi Kanunu, Belediye Kanunu, Belediye Gelirleri Kanunu, Köy Kanunu’nda düzenlenmiştir.

Şimdi bu kanunlara göre, mahali idarelerin, yönetim birimlerinin yetkili organ ve gelirlerinin nelerden ibaret olduğunu tespit edelim.

1.2.1.1. İl Özel İdaresi

5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 3.maddesine göre, İl Özel İdaresi’nin

Organları, il genel meclisi, il encümeni ve vali olup, Kanun’un 42.maddesine göre, gelirleri şunlardır: “ Kanunlarla gösterilen il özel idaresi vergi, resim, harç ve katılma payları, genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan paylar, genel ve özel bütçeli idarelerden yapılacak ödemeler, taşınır ve taşınmaz malların kira, satış ve başka suretle değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler, İl genel meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı ücretler, faiz ve ceza gelirleri, bağışlar, her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler, diğer gelirler”

1.2.1.2. Belediye

5272 Sayılı Belediye Kanunu ’nun 3.maddesine göre belediyenin organları,

belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye başkanı olup, gelirleri 59.maddede şöyle belirlenmiştir: “Kanunlarla gösterilen belediye vergi, resim, harç ve katılma payları, genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan pay, genel ve özel bütçeli idarelerden yapılacak ödemeler, taşınır ve taşınmaz malların kira, satış ve başka suretle değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler, belediye meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı ücretler, faiz ve ceza gelirleri, bağışlar, her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler, diğer gelirler, büyükşehir belediyelerinde büyükşehir sınırları ve mücavir alanları içinde belediyelerince tahsil edilen emlak vergisi tutarının tamamı ilgili ilçe ve ilk kademe belediyeleri tarafından alınır. Bunlardan büyükşehir belediyesine veya özel idareye ayrıca pay kesilmez”.

Ayrıca 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda , belediye gelirleri şöyle düzenlenmiştir: “İlan ve reklam vergisi, eğlence vergisi, haberleşme vergisi, elektrik ve havagazı tüketim vergisi, yangın sigortası vergisi, çevre temizlik vergisi, işgal harcı, tatil günlerinde çalışma ruhsatı harcı, kaynak suları harcı, tellallık harcı, hayvan kesimi, muayene ve denetleme harcı, ölçü ve tartı aletleri muayene harcı, bina inşaat harcı, kayıt ve suret harcı, imar ile ilgili harçlar, işyeri açma izni harcı, muayene, ruhsat ve rapor harcı, sağlık belgesi harcı, esnaf muaflığı belgesi harcı, yol harcamalarına katılma payı, kanalizasyon harcamalarına katılma payı, su tesisleri harcamalarına katılma payıdır.”

1.2.1.3. Köy

442 Sayılı Köy Kanunu’na göre köyün organları, köy derneği, köy ihtiyar meclisi ve muhtardır. 16.maddede düzenlenen köy gelirleri maddesine göre; “Köy gelirleri, köy işlerini gören köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıklarıyla köy sınırları içinde yapılacak mecburi köy işlerine yetmezse:       

En yüksek haddi yirmi lirayı aşmamak üzere herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisi karariyle  köyde oturanlara ve köyde maddi alakası bulunanlara  salma salınır”.

1.2.2.  Mahalli İdarelerin Mali Özerkliği

Özerklik, merkezden yönetimin ve bürokratik çalışmanın sakıncalarını gidermek veya azaltmak için düşünülen bir yönetim biçimdir. Anayasa’nın 127.maddesinde de yerel yönetimlerin özerkliği sistemi benimsenmiş ve bunlar üzerinde devletin denetimini “idari vesayet” adı verilen ve ancak çok önemli konularda ve istisna olarak kullanılan bir yetki şeklinde kabul etmiştir. Sözkonusu hükme göre; “Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir”. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi Anayasa Taslak’ta sadece “Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir” ifadesi kullanılmıştır.

Bu kapsamda, mahalli idareler de özerkliğe sahip olup, karar ve yürütme organları, seçimle işbaşına gelirler. İdari özerkliklerinin simgesi olarak tüzel kişilikleri, mali özerkliklerinin simgesi olarak da kendilerine özgü bütçeleri vardır.

Mali özerklik kavramının içeriğine baktığımızda ise, öncelikle, merkezi idare ile mahalli idare arasında, mali ilişkilerin üç farklı biçimde yapılandırıldığını görmekteyiz. Bunlar; sorumlulukların paylaşımı, vergilendirme yetkisinin tahsisi ve idareler arasında (dikey) ve aynı yerel yönetim düzeyinde (yatay) mali dengesizliklerin giderilmesi amacıyla merkezden yapılan transferlerin düzenlenmesidir.

Vergilendirme yetkisinin bölüşümü, federal devletlerde federal devletler ve yerel idareler arasında bölüşülürken, merkezi devletlerde bu bölüşüm devletle yerel idareler arasında olur.

Türkiye’de idareler arasında mali ilişkiler düzenlenirken, yerel yönetimlere vergilendirme yetkisi sınırsız verilmemiş; bazı vergiler yerel yönetimlere tahsis edilerken, oranları kanunda gösterilmiş, bazı vergiler içinse, bu yetki idareye bırakılmıştır. Örneğin, Belediye gelirlerini incelediğimizde, “Emlak Vergisi, Eğlence Vergisi, Haberleşme Vergisi, Elektrik ve Havagazı Vergisi, Yangın Sigortası Vergisi, Tellalık Harcı, Katılma Payları”nın oranlarının yasama organı tarafından saptandığı; “Kaynak Suları Harcı, Hayvan Kesimi Harcı, Ölçü-Tartı Aletleri Harcı, Bina İnşaat, Kayıt-Suret, Parselasyon, İfraz ve Tevhit, Plan-Proje Tasdik, Zemin Açma, Yapı Kullanma, Muayene, Sağlık Belgesi Harcı” oranlarının yasada belirlendiği; ancak yukarı ve aşağı sınırlar arasında değişiklik yapmak yetkisinin Bakanlar Kurulu’na verildiği ve “İlan ve Reklam Vergisi, biletsiz eğlence yerlerinde Eğlence Vergisi, Çevre Temizlik Vergisi, İşgal Harcı, Tatilde Çalışma Ruhsatı, İşyeri Açma İzni” oranlarının da belirleme yetkisinin Belediye Meclisi tarafından kullanıldığını görmekteyiz. Taslak’taki düzenleme, değişiklik kabul edildiği takdirde, bu vergilerin kanunla belirlenen aşağı ve yukarı sınırları içinde, Belediye’nin seçimle meydana gelmiş yetkili organı tarafından, değişiklik yapılabilecektir.

2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 96/B maddesi ile belediye meclisi üyelerine çeşitli vergi ve harçlara ilişkin tarifelerde yasada öngörülen alt ve üst sınırlar arasında değişiklik yapmak yetkisi verilmiştir. Anayasa çerçevesinde hukuki bir dayanağı bulunmayan bu yetki, yeni Taslak ile anayasal dayanağına kavuşmuş olacaktır.

Son yıllarda belediyeleri yakından ilgilendiren en önemli gelişme, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile, “Yerel Özerklik ilkesi”nin, ilk defa somut olarak bir uluslar arası sözleşme ile düzenlenmiş olmasıdır.

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Türkiye tarafından 21.11.1988 tarihinde imzalanmış ve 3723 Sayılı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile mevzuatımızda yer almıştır. Kanun’da Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın sadece bazı maddeleri, kabul edilmiş, “iç yapılarının kendi organlarınca belirlenmesi, vesayetin kapsamının daraltılması, kendilerine akçal konularda hareket özgürlüğü ve esneklik tanınması, uluslararası alanda işbirliği yapmalarını önleyen engellerin kaldırılması ve yargı yollarına başvurma hakkının genişletilmesine dair kurallara” dair maddelerine ise çekince konulmuştur.

Çeşitli ülke sistemlerine baktığımızda, yasallık kural, yürütme organına verilen yetki istisnadır. Federal Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Hollanda’da, yürütme organının vergilendirme alanındaki yetkisinin kapsamı geniş tutulurken, ABD, İsviçre ve Belçika gibi devletlerde dar tutulmuştur. Bununla beraber hiçbir devletin anaysasında vergilendirme yetkisinin yürütme organına devri ile ilgili özel bir hükme yer verilmemiştir.

Konuya yasallık ilkesi açısından bakarsak, vergilendirme yetkisinin asli sahibi olan devlet, bu yetkisini kısmen diğer kamu tüzel kişilerine devredebilir. Bakanlar Kurulu’na verilen istisnai yetki devrinin içeriği, net bir şekilde çizilmiş ve bu sınırı aşan işlemler, nasıl yargısal denetime tabi tutulmuş ise, mahalli idarelere verilen yetkinin içeriği de nettir ve berlirlenen yetkinin aşılması halinde mahalli idarenin işlemi de Anayasa’nın 125.maddesinde yer alan “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmü gereği, yargısal denetime tabi tutulabilecektir.

2. Çağdaş Bir Anayasa’da Vergi Ödevinin Yeniden Tasarımı

2.1. Vergi Ödevi, “Siyasal Haklar ve Ödevler” Bölümünde Değil, “Kişinin Hakları ve Ödevleri” Bölümünde Düzenlenmelidir

Anayasa’daki vergi ödevi başlığı, vergi yükümlüsü açısından bir “ödev” oluştururken, Anayasa Mahkemesi perspektifinden baktığımızda kişinin hak ve ödevlerine karşılık, devletin görevleri söz konusudur. Geçmişte bir vatandaşlık ödevi-ulusal bir görev- olarak kabul edilen vergi ödeme yükümlülüğü, bugün vardığı noktada, demokrasinin bedeli, demokratik toplumda hak ve özgürlüklerin maliyetine anonim katılma payı olarak nitelenir.

“Biz, vergilendirme yetkisini, Anayasa 35.maddesindeki mülkiyet hakkına müdahale ile okursak, Anayasa düzleminde “Kişinin Hak ve Ödevlerinden”, “Temel Hak ve Ödevlere” geliriz. Vergilendirme, bireyin mülkiyet hakkında devlet müdahalesidir ve içeriğini toplum yararı oluşturur. Temel hak ve ödevlerde, kişi ve üyesi olduğu demokratik toplum kavramları vardır. Bu kavramları vergilendirmede kişi-vergi mükellefi ve üyesi olduğu demokratik toplum-demokratik toplumun finansmanı-kamu giderlerinin karşılanması ile eşleştirebiliriz. Vergi mükellefi, hak ve ödevleri olan bir kişidir ve bu anlamda vergi ödevinin siyasal haklar ve ödevler bölümünde düzenlenerek sadece ödevleri olan bir kişi gibi değerlendirilmesi doğru değildir. Vergi mükellefi öncelikle kişi-birey düzlemindedir, mükellefiyet sonra gelmektedir. Böylesi bir yaklaşımla vergi ödevinin siyasi hak ve ödevler bölümünden çıkartılarak kişi hak ve ödevlerinin olduğu bölümde düzenlenmesi çağdaş bir yaklaşım olarak daha doğru olacaktır”.

2.2.  Resim Kelimesinin Kaldırılması

Günümüzde resim adı altındaki düzenlemelerin bir bölümü kaldırılmış, bir bölümü de vergi olarak yeniden düzenlenmiştir. Dolayısıyla Taslak’tan da bu kelimenin çıkartılması gerekmektedir.

2.3. Verginin Sadece Vergi Yasaları İle Konulması, Kaldırılması ve Değiştirilmesi

“Anayasa’mızın 73’üncü maddesindeki vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı yönündeki hükmü vergi ödevinin ancak yasal sınırlar içerisinde yer almasını zorunlu kılmıştır. Ancak uygulamada vergi ve benzeri mali yükümlülüklerdeki düzenlemelerin vergi kanunlarıyla değil başka kanunlarla yapılıyor olması birçok sorunu da beraberinde getirmiştir”.

Örneğin, Bankalar Kanunu’nun geçici 4’üncü maddesine eklenen 13 no.lu bendi ile; “kanuni ve ihtiyari yedek akçeler ile sermayenin azaltılmasına konu edilen banka zararlarının, 5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 14’üncü maddesinin 7’nci fıkrasında belirlenen esaslar çerçevesinde bankaların kazancının tespitinde gider olarak matrahtan indirileceği” hüküm altına alınmıştır ve vergi mevzuatında benzeri olmayan bir ifade ile yasalaşmıştır. Bir vergi kanunu olmayan ancak bankacılık sektöründe düzenlemeler yapan 4743 sayılı Kanunun metninin açık olmaması ve uygulamada Kurumlar Vergisi Kanununa atıfta bulunması nedeniyle indirime esas tutarın hesabında sorunlar ortaya çıkmıştır.

Çeşitli yasalar arasındaki bu karışıklığı önlemek amacıyla, Anayasa hükmünde, “vergi, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması sadece vergi kanunlarıyla mümkündür” şeklinde yapılacak bir düzenleme ile, vergiye ilişkin tüm hususların başka kanunlarda yer alması ve hukuki karmaşaya yol açması önlenmelidir.

2.4.  Muafiyet ve İstisnalar Konusunda Bakanlar Kurulu ve Mahalli İdarelere Verilen Yetki Kaldırılmalı, Yetki Devri Sadece Kanunda Belirtilen, “İndirim ve Oranlara” Münhasır olmalıdır.

Bakanlar Kurulu ve Taslak ile mahalli idarelere verilen yetki, sadece yorum yöntemi ile genişletilemeyecek “bağışıklıklar, istisnalar, indirimler ve oranlara” ilişkindir. Örneğin vergiyi doğuran olay, zamanaşımı, cezalar ve tutarlar hakkında yetki verilemeyecektir ve kullanılamayacaktır.

Ancak, burada “istisna ve muafiyetlere” ilişkin bir problem alanı bulunmaktadır. Öncelikle, yukarı ve aşağı sınırların ne olduğu konusunda bir anlatım zayıflığı vardır, yani  muafiyet ve istisnalar için yukarı ve aşağı sınırların ne anlama geleceği, yanıtı güç bir sorudur. İndirimlere ve oranlara sayıbilimsel açıdan yaklaşımın kolay olmasına ve bunlara yukarı ve aşağı sınırlar çizilebilmesine karşın istisnalar ve muafiyetler, kendilerine sayısal açıdan yaklaşılabilecek kavramlar değillerdir. Zaten muafiyet ve istisnalarda değişiklik yapılması demek, olmayan bir muafiyet veya istisnayı yasaya koymak veya olan bir istisnayı ya da muaflığı yasadan çıkartmak anlamına gelecektir ki bu da değiştirme kavramının boyutlarını aşan bir durumdur. Bir verginin yasa ile konulmuş sayılabilmesi için çerçevesinin yasa ile belirlenmesi zorunludur. Bu da mali yükümün konusunun, yükümlüsünün, matrahının ve oranının yasa ile belli edilmesiyle sağlanabilir. Yasa, bu öğelerden hiçbirini idarenin takdirine bırakamaz, vergi yasasının koyduğu ilke ve kurallara göre alınır. Bundan başka vergiden indirim yapmak veya bağışık tutumak, vergi koyma ölçüsünde büyük bir önem taşıdığından, yasallık ilkesinin kapsamı içindedir.

O halde “muafiyet ve istisnalar” kelimeleri, anayasa metninden çıkartılmalı ve Bakanlar Kurulu ile mahalli idarelere verilen yetki sadece “kanunda belirlenmiş aşağı ve yukarı sınırlar içinde vergi, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin indirim ve oranlarına ilişkin değişiklik yapabilmek” olmalıdır.

2.5.  Vergi Kanunları, Geriye Yürütülmemelidir.

Yasanın geriye yürümesi ise, yürürlüğe girmeden önce işlenmiş fiillere veya ortaya çıkan olaylara uygulanması demektir.

Kanunların geriye yürümezliği ilkesi, Anayasa’da istisnai olarak sadece ceza kanunları için kabul edilmiştir. Dolayısıyla vergi kanunlarının geriye yürümezliği ilkesinin doğrudan doğruya Anayasa’da dayanağı bulunmamaktadır. Ancak Anayasa 2.maddede “Cumhuriyetin nitelikleri” arasında sıralanan “hukuk devleti”, yasaların geçmişe yürümezliği ilkesini deyimler. Verginin öngörülebilirliği ve belirliliği, bu ilkenin vergi hukukunda da geçerli olması sonucunu verir. Ceza hukukunın temel prensibi olan “geriye yürümeme”, vergi hukukunun da temel ilkelerinden biridir ve vergi yasaları genel anlamdaki diğer yasalardan farklı olarak istisnaen de olsa geriye yürütülmemelidirler.

2.6. Vergide Genel veya Özel Af Çıkartılmamalıdır.

Devlet, yasalarda belirlenmiş olan vergiyi kesinlikle, mutlaka almak zorundadır çünkü yasalarla kendisine emir verilerek vergi toplama görevi yüklenmektedir (verginin alınması zorunluluğu ilkesi).

Anayasa’nın genel ve özel af çıkartma yetkisinin düzenlendiği 87, 104 ve 169.maddelerine dayanarak, sürekli çıkartılan “vergi af kanunları” ile, devletin, yasal olarak almaya mecbur olduğu vergiyi tahsilden vazgeçmesi, hukuka aykırıdır.

Vergi afları, vergi adaletinin sağlanmasına yönelik birer araç değildir; çünkü vergi

hukukunun anayasal ilkeleri olan adalet, eşitlik gibi kavramlara götürmez. O halde sadece olgusal meşruiyete dayalı kamu yararı, hukuksal meşruiyeti sağlamaz. Kaldı ki Anayasa’nın 169.maddesinde “orman suçları için genel veya özel af çıkartılması” yasaklanmış iken, devletin tahsile mecbur olduğu vergiye dair af kanunları çıkartabilmesini yasaklayan hiçbir düzenleme olmamasının hiçbir hukuki izahı yoktur.

Bu nedenle yapılması gereken vergi ödevi ile ilgili düzenlemede “Vergi suç ve cezaları ile ilgili ve her ne ad altında olursa olsun, verginin tahsilinden vazgeçmeye yönelik genel veya özel af çıkartılamaz” hükmüne yer verilmelidir.

Sonuç

Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş bir anayasaya sahip olabilmesi amacıyla yapılan hazırlıkların hız kazandığı bugünlerde, anayasada vergiye ilişkin hükmün, hukuk devleti ilkelerinin egemen olacağı bir yaklaşımla, aşağıda önerilen ilkeler çerçevesinde yeniden düşünülmesi gereklidir.

- Vergi Ödevi ile ilgili düzenleme, temel hak ve hürriyetler bölümüne aktarılmalıdır.

- “Resim” kelimesi, yasa metninden çıkartılmalıdır

- “Vergi, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması sadece vergi kanunlarıyla mümkündür” şeklinde yapılacak bir düzenleme ile, vergiye ilişkin tüm hususların başka kanunlarda yer alması ve hukuki karmaşaya yol açması önlenmelidir.

- “Muafiyet ve istisnalar” kelimeleri, anayasa metninden çıkartılmalı ve Bakanlar Kurulu ile mahalli idarelere verilen yetki sadece “kanunda belirlenmiş aşağı ve yukarı sınırlar içinde vergi, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin indirim ve oranlarına ilişkin değişiklik yapabilmek” olmalıdır.

- “Vergi kanunları geriye yürütülemez” şeklinde bir düzenleme yapılmalıdır.

- Vergi ile ilgili “af” kanunu çıkartılmasını engelleyecek biçimde, “genel veya özel af çıkartılamaz” hükmüne yer verilmelidir.

Gülşen Gedik – Çağdaş Anayasa Hazırlık Sürecinde Vergi Ödevi

Yorum yapın